10 Temmuz 1975’te vefat eden N. Topçu, idealist ruhçu felsefe geleneğine bağlıdır. Sokrates’in felsefi sorgulamalarını oldukça önemsemiştir. Topçu, Bergson’un epistemolojisini savunur. Varlığı parçalayan bilginin bizi gerçeğe götüremeyeceği, gerçeğin bilgisinin ancak içe dönük mistik düşünüşle kavranabileceği yolunda bir görüştür bu. Ona göre bozulma insanın ruhi köklerinden koparak maddenin esareti altına girmesinde aranmalıdır. Maddeye yönelik zaaflar, insanı dar bir anlayışın içine hapseder, şahsiyetini böler, ahlaki kaygılardan uzak, sorumsuz, idealsiz bir hayata mahkum eder. Manevi hayat ise onu tabiatın zorunluluklarından kurtarır, dağılan varlığını bütünleştirir. Topçu’ya göre tasavvuf, bir kalp eğitimidir. Tasavvuf; dini, aktif bir güç, bir hareket haline getirir. Toplumsal ve ahlaki bozulmanın her alanda görüldüğünü anlatır. Kurumsal anlamda din, mevcut bozulmanın genel karakteristiklerini gösterir. Topçu, toplumsal kurtuluşun ancak ahlaki bir dirilişle mümkün olduğuna inanır. İman, sadece aklın ve bilimini bittiği yer değildir, o aynı zamanda felsefenin de bittiği yerdir. Asr-ı Saadet’i mutlak anlamda soyutlamaz. Tarihte muhtelif Asr-ı Saadet dönemleri yaşanmıştır. Tasavvuf, Hz. Peygamber ve ashab döneminin gelenekleri üzerine oturan seçkin bir düşünsel çerçeveyi ifade eder. Kurumlar, Topçu’ya göre toplumsal ahlaki bozulmanın göstergeleridir. İnsanı insana yabancılaştırır. Topçu geleneksel topluma cemiyet terimini yakınlaştırır. Cemiyet sapkınlıklarla dolu, manayı maddeye feda etmiş insanların kurumsal çerçevede oluşturdukları bir topluluktur. Cemiyet şuursuz kalabalıklardır. Çoğunluğun iradesi yoktur. İrade özünde bireyseldir. Topçu cemiyetin karşısına cemaati koyar. Cemaati “hepsine üstün olan bir ideale ferdiyetlerini feda ederek birleşen insanların topluluğu” olarak tanımlayan Topçu, bireyciliğinin de sınırlarını belirtir. Birey cemiyette sivrilmiş cemaatte ise erimiştir. Liberal anlamda bireyci kültür karşısında kollektiviteyi savunur. Felsefi bağlamda vahdet ya da birlik gibi kavramlarla ifade ettiği şey de budur. Nurettin Topçu’yu yaşadığı dönemi göz önüne alarak değerlendirmek daha yerinde olur. Onun yaşadığı dönem sanayileşmenin, kentleşmenin hızla arttığı, 1960 ve 1971 askeri müdahalelerinin olduğu, 1970’lerde toplumsal olayların hızlandığı bir döneme denk düşer. Topçu’nun fikirleri böyle bir ortamda şekillenmiştir. Aslında onun kötümserliğinin ardında da bu tür saikler yatar. Topçu, toprağı ve toprağa dayalı hayatı kutsallaştırır. Ona göre ahlak en mükemmel olarak zirai bir toplumda yaşayabilir. Kır-kent arasında kırsalın erdemine, kentin ise fesatlık ve bozulma anlamına geldiğini savunur. Nurettin Topçu Türk düşünce dünyasında önemli ve özgün bir yere sahiptir. Ziya Gökalp ile karşılaştırılacak olursa Topçu, Gökalp’in aksine sosyolojiye değil psikolojiye müracaat etmiştir. Misyonu ise toplumu kurmak değil onu kurtarmaktır. Bu bağlamda işbölümüne eleştiriler getiren Topçu, Marks’ın yabancılaşma yaklaşımından çok sermayenin emek ile çelişkisine vurgu yapar. Anti-kapitalist bir söyleme sahip olduğu söylenebilir. Milliyetçiliğin kapitalizm ile ilişkilendirilmesine radikal bir şekilde karşı çıkar. Milli coğrafyanın önemine inanan, vatan ve tarih birliği olmayan yerde milliyetçilik yapmanın anlamının olmayacağını savunan Nurettin Topçu, Türk milletinin tarihinin başlangıcını Alparslan’ın Anadolu kapılarını açtığı 1071 yılı olarak kabul eder. Bu yeni dönemle birlikte Türkler göçebelikten yerleşik düzene adım atmışlardır. 1939 yılından itibaren çeşitli aralıklarla yayımladığı Hareket Dergisi ile bir dünya görüşü mücadelesini şuurla yürüttü. Yazılarıyla ruhçu ve mistik düşünüşün felsefi temellerini araştırdı. Teknik ve makine medeniyetine duyulan şuursuz ihtirasın asrın insanını boğduğunu, bu yüzden kendi benliğinden uzaklaşan insanın kurtuluşunun ancak öz benliğine kavuşmasıyla mümkün olabileceğini vurguladı. İnsan ruhunu demir pençeleriyle felce uğratan materyalizm, pozitivizm, sosyolojizm ve pragmatizm akımlarına karşı çıkarken akılcılığın bile ancak kalbilikle değer kazanacağını belirtti. Hüseyin Avni Ulaş ve Fransa’da tanıştığı Remzi Oğuz Arık’ın tesiriyle benimsediği Anadoluculuğun adeta ruhi, içtimai programını yeniden çizdi. 1947-1949 arası Hareket dergilerinde bu çerçevedeki düşüncelerin İslami temellerini açıklığa kavuşturdu. Türk milliyetçiliğinin İslam davasından ayrılamayacağını, milletle dinin iç içe kavramlar olduğunu ortaya koydu. Nurettin Topçu üzerine doktora tezi yazmış olan Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün 1966’dan itibaren aralıksız olarak yayınlanan Hareket Dergisi’ni entelektüel sağın öncüsü olarak değerlendirmiştir. 1952-1953 yılları arası yayınlanan Hareket dergilerinde ise batılılaşma karşısında inancımızı ve tarihimizi savunurken, kapitalist ve komünist iki kamp arasında cemaatçi bir nizamın zaruretini öngören “yeni nizam”ın ana hatlarını çizdi. 1966-1975 Hareket’lerinde daha önceki dönemlerde ileri sürdüğü düşünceleri bütün fikir hamlesiyle yeniden kuvvetle ortaya koydu. Bu genel çerçeveyi Topçu’nun ifadeleriyle şöyle özetleyebiliriz: “Biz, hem uysallığa, hem anarşizme karşıyız. Her türlü sosyolojizme, yani toplum gerçeğinin her şey olduğu anlayışına karşı olduğumuz kadar, bencil ve katı ferdiyetçiliğin de karşısındayız. Ferdin, sadece bütün iradeleri aynı şekilde belirleyen bir irade karşısındaki uysallığını kabul ediyoruz. Bize göre selamet, tarih ve insanlıkla birlikte tarihin ve insanlığın var oluş sebeplerini içinde bulacakları bir mutlak’a bağlanmaktan ibarettir. Aklı başında bir insanlık, kendini asla gayesi ve gerçekleştireceği mukadderatı olmayan bir varlık olarak düşünemeyecektir. Kendi gayesini bilecek noktaya erişmese bile, o sanki bu gayeye arka arkaya gelen nesillerin sonsuzluğunda ulaşılacakmış gibi hareket edecektir.” Topçu, pozitivist batının dışında ruhçu maneviyatçı cephesinin de bulunduğunu ve bu yüzden Türkiye’nin batılılaşma macerasının yanlışlığını vurgulamıştır. Soyutla somutu bütünleştiren, toprağa bağlı fikir ve ekonomi sentezi yapan bir mütefekkirdir. Kendisinin doktora tezi de olan “İsyan Ahlakı”nda Topçu ahlak meselesinin merkezine sorumluluk kavramını koyar. Ahlak sistemleri bu kavrama olumsuz anlamlar yüklerken Topçu sorumluluğu müsbet değerlendirir. İnsanın sorumluluğu gerçekleştirecek hareketin önünde düşünüp taşınmayı gerektirir, o sebepten sonda değil öndedir. O halde ruhi ahlakın kaynağı ahlaki hayattır. Nurettin Topçu, Anadoluculuk akımının öncülerinden bilinir. Ancak Topçu’dan önce bu hareketin fikir babaları olarak Mükrimin Halil Yinanç (Anadolu Tarihi adlı eseri), Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu (Anadolu İctimaiyatı adlı eseri) ve Hilmi Ziya Ülken (Anadolu Destanları adlı eseri) gibi isimleri sayabiliriz. Anadoluculuk akımının önde gelen bu isimleri Anadolu dergisinde bu fikri canlandırmışlardır. Nurettin Topçu’ya göre toprak devletindir. İnsanlar toprağı üretime kattıkları sürece işlemelidirler. Devlet otoriteli olmalıdır. Adem-i merkeziyetçiliğe karşı olan Topçu’nun iktisadi ve siyasi teklifleri oldukça merkezidir. Zaten savunduğu sosyalizm kavramı da devlet sosyalizmine yakındır. Sonuçta bu yaklaşımın adem-i merkeziyetçi değil merkeziyetçi olması olağandır. Topçu’nun Hareket Dergisi ile İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Mustafa Şekip Tunç ve Mehmed Emin Erişirgil’in temsil ettiği Dergah hareketinin örtüştüğü noktalardan biri de Türk milliyetçiliğini pozitivist kaynaklara dayandırmak isteyen Ziya Gökalp’e duyulan tepkidir. Topçunun sosyalizmi diğer bütün sistemlerden daha komünizm karşıtıdır. Topçu; materyalist, ihtilalci ve anarşist bir komünist tehlikesinden bizi koruyacak olan ruhçu, devletçi ve muhafazakar otorite sahibi bir sosyalizmdir diyerek bu konudaki yaklaşımını açıklığa kavuşturmaktadır. Topçu’nun sosyalizmini faşizme benzetenler olmuştur. Ancak faşizm insanı devlete kul ederken Topçu, insanı merkeze almış, devleti insanın hizmetine sunmuştur. Topçu’nun öğrencilerinden Ali Bulaç, Anadolu sosyalizmi kavramının yanlış anlaşıldığını dile getiriyor: “Anadolu sosyalizmi diye kavramsallaştırılan şey aslında toplumsal bir dayanışma ve cemaat ilişkisinin hayatın geneline yayılması anlamına geliyordu. Yoksa Marksist bir kasıt yoktu.” Nurettin Topçu’ya genel bir perspektiften bakacak ve düşüncelerini toplayacak olursak karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır. Topçu, pozitivizme ve pozitivizm kaynaklı ideolojilere karşı tepki göstermiş ve “dokunduğundan başkasına inanmayan körler gibi pozitivist oluverdik” diyerek maddenin fetişleştirilmesi, toplumun manevi dinamiklerinin çökertilmesi ve pozitivizmin insana ve topluma giydirmeye çalıştığı demir gömleğe karşı mana alemine yönelmiştir. Ancak mana alemine girişi Batı mistisizmi ile olmuştur. Topçu’nun ruhçu idealist felsefesi, maddenin günümüzde üretimini yapan teknolojiye karşı oldukça mesafeli durmasına sebep olmuştur. Zaten zirai üretimi, kır hayatını öne çıkarması da bu yaklaşıma destek olmaktadır. Kendi içinde oldukça tutarlı bir fikir ağı ören Topçu’nun milliyetçiliğinin anti-kapitalist unsurlar taşıması da aynı bakış açısını vermektedir. Bu düşünce ise kendisini yine kendisine özgü bir tür sosyalizme götürmüştür. Sonuçta dünyanın iki kutuplu olduğu bir dönemde kapitalizm-sosyalizm ikiliğinde sosyalizm tarafı ağır basmıştır. Gökalp’in toplum mühendisliğini çağrıştıran düşüncelere verdiği tepki ile cemiyet yerine cemaatçi bir milliyetçilik düşüncesi geliştirmiştir. Toplumun kurtarılmaya ihtiyacı vardır ve araç sosyoloji değil psikolojidir. Yoksa toplumu kurmak, inşa etmek amaç değildir onda. Nurettin Topçu’yu diğer milliyetçi fikir adamlarından ayıran önemli nokta kendisinin Anadoluculuk akımını temsil etmesidir. Medeniyetin göçebe toplumlarda değil yerleşik toplumlarda olacağına inanan Topçu Türklerin Anadolu kapılarını açtığı tarihi başlangıç kabul eder. Ölümünün 25. yılı toplantısında konuşan Yazarlar Birliği Başkanı Nazif Öztürk Topçu’yu “Hayatta öyle insanlar vardır ki, dünya bir tarafa gitse, Hak olan yolda yürümekten kimse kendilerini alıkoyamaz. Onlar insanlığın vicdanıdır. Nurettin Topçu bu insanlardan biridir. Güçlü ve sarsılmaz bir imana, sonsuza uzanan metafizik bir düşünce ufkuna, âleme rahmet olacak kadar büyük bir hüzne, tükenmek bilmeyen bir ıstıraba sahiptir. Ruhunda özümsediği Anadolu kültürü ile kökleri mazide, aklî ve bilimsel usullerle tahsil ettiği Batı ilimlerindeki müktesebâtı ile de dalları atide bir şahsiyettir. İçinden çıktığı toplumun kıymet hükümlerini reddetmeden, çağdaş batı kültürünü kavramış, buradan aldığı bilimsel metotlarla şark kültürünü yorumlayıp XXI. yüzyıla taşımıştır. Abdulhamid'in Avrupa'ya tahsile gönderdiği öğrencilerden beklediği, fakat hiçbir zaman göremediği aydın tipini temsil etmektedir. Garbın ilmini almış, taklitçiliğe düşmemiş bir şahsiyettir” diye tasvir ederek onun hem bir hareket ve aksiyon adamı olduğunu, hem de bir Anadolu sevdalısı olduğunu güzel özetlemiştir.
Faydalanılan Kaynaklar : İsmail KARA (Haz.): Türkiye’de İslamcılık Düşüncesi III, Pınar Yayınları, İstanbul, 1994. Süleyman Seyfi ÖĞÜN: Türkiye’de Cemaatçi Milliyetçilik ve Nurettin Topçu, Dergah Yayınları, İstanbul, 1992. Nurettin TOPÇU: Yarınki Türkiye, Dergah Yayınları, İstanbul, 1995.
17 Mayıs 2007 Perşembe
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)